8. Bölüm

0 0 0
                                    

Pala silahını indirdi. Mergen dostça bir gülümseme ile karşıladı.
“Bakıyorum da hala kendini güvensiz hissediyorsun Şaman.” Pala palasını kınına yerleştirdi. Sert ve tok sesi ile karşılık verdi.
“Kendimi güvensiz hissetsem saldırmıştım.” Mergen bu lafın üstüne sanki çok eğlenmişçesine güldü.
“Seni buraya ne attı Şaman ?”

Pala dondurucu soğuğa artık katlanacak hale gelememişti ve soğuktan kollarını birbirine dolayıp ateşin yanına eğildi.
“Birisini arıyorum. Bir Şaman, bildiğim kadarıyla Ülgen Geçidinde yaşıyordu.”
Mergen etrafı gösterircesine elini salladı. “Gördüğün gibi burada kimse yaşamıyor Şaman.”
“Görebiliyorum.”
“Hangi Şamanı arıyorsun ?”
“Tengri’nin kızını öldüren atamın torununu arıyorum.”
“Yüzde yüz Tengri’nin gönderdiği kurtlar tarafından yok edilmiştir.”
“Hayır, bu torun affedilen torun.” Mergen bu laftan sonra ateşin yanına oturdu. Üşüdüğü için değil Pala’yı daha iyi görmek için oturmuştu.

“Ustanı mı arıyorsun ?”
“Evet.”  Mergen düşünür gibi bir tavır aldı. O sırada ise dışarıdan kurtların hırlama ve uluma sesleri geldi. Pala bu sesleri duydu fakat çok uzakta olduklarına karar verdi eğer kurtlar Pala’nın kokusunu alsaydı çoktan saldırmış olurlardı ve bunu sessizce yaparlardı.
“Neden arıyorsun ?”
“Hesap vermem gereken kişinin sen olduğunu sanmıyorum Mergen.” Mergen bu lafı alttan alarak cevap verdi.
“Bu değişebilir çünkü ustana ne olduğunu biliyor olabilirim.”
“Olabilir mi olur mu ? Bana olasılıklar ile gelme Mergen.”
“Çok sinirli bir kişiliksin Şaman, bu vakte kadar  hayatta kalman bile muamma.”

Pala gülümsedi fakat sinsi bir gülümsemeydi. “Kızdın mı Tanrıcık ?” dedi Pala.
“Konuşma tarzını değiştirmelisin Şaman, Gökten atılmış olabilirim ama güçlerim hala yerinde.”  Pala palasını sakince çıkardı ve Mergen’in lafını hiç sallamadan palasını ateşin içinde karıştırdı.

“Biz Şamanlar senin gibi kutsal bir varlıktık Mergen hatta bir Tanrı ile aynı seviyedeydik…”
“Sonra ki sözlerini dikkatlice seç.”
“Seninle aynı seviyedeydik Mergen. Tengri’nin gözünde bir Şaman ile Mergen aynı seviyedeydi. Peki sonra ne oldu ?”

Mergen ilk başta sinirlenmişti fakat bu tarz bir davranışın kendi karakterine uygun olmadığına karar verdi.
“Sonrasında sizlerle beraber yer yüzüne indirildim.”
“Doğru, o yüzden tepemin tası atmadan bana ustamın nerede olduğunu söyle.”

Mergen duruşunu hiç bozmadı fakat bu aşağılanman altında kalmayacağını da biliyordu. Şimdilik Pala’ya istediğini vermek dışında bir şansı yoktu. Mergen elini kaldırdı ve odanın içinde alt tarafa doğru giden bir geçit açıldı. Geçitten gelen sıcaklık resmen Pala’nın içine işlemişti. Pala içten içe rahatladı fakat hala tetikteydi.
“İçerinin sıcaklığı nasıl da hemen vurdu yüzümüze.” Dedi Mergen.

Pala karşılık vermedi ve ayağa kalktı. Palasını kınına yerleştirdi ve homurdayarak yürüdü arkasından da Mergen takip etti. Pala içeri girer girmez soğukluk yavaşça gitti ve yerini sıcaklık aldı. Pala ilk başta girse de sonradan atının olmadığını fark etti.
“Atı orada mı bıraktın Mergen ?” dedi Pala.
“At senin sorumluluğundaydı Şaman.” Pala homurdandı ve atını almak için tekrar dönecekken atının arkalarından geldiğini gördü.
“Neyse ki ben senin kadar aptal değilim atı o soğukta bırakacak kadar cani olduğumu sanmıyorsun değil mi ?”
Pala kaşını çattı.

“Yeryüzüne neden indirildiğini ben hatırlatayım mı Mergen ? Senin amacın bize hizmet etmek ve şunu da unutma atın kalp atışından kıçında ki kokuya kadar biliyorum ama her ne hikmetse buraya girince tüm duygularımı kaybettim.”
Mergen ne samimi davrandı ne de tiksinç bir hal aldı.
“Şaman bazen sözcüklerin ile kendini aşıyorsun. Burada hiçbir özelliğini kullanamayacağını sende biliyorsun. Ustan Ülgen Geçidinde değil bu yüzden seni bir portalın içine gönderdim. Bu yüzden duygularını kaybettin.”

Pala homurdandı. Pala aptal birisi değildi ama oldu olası Mergen’den hoşlanmamıştı.

          

Şamanlar ile düşen Tanrı Mergen. Şamanların ihanetin de Mergen’in de payı olduğu için Tengri kendi soyundan birisini öldürmek istemeyip, Şamanlar şimdiki isimleri ile Tanrı Katillerine süresiz köle yapmıştır. Mergen zeki bir tanrıdır fakat o zaman neden öyle bir girişimde bulunduğunu kimse anlamamıştır. Pala’nın ise Mergen’den hoşlanmamasının sebebi onu Tengri’nin yeryüzünde ki bir ajanı olarak görmesidir. Özellikle son zamanlarda ki çıkan konuşmalar ile Tengri yer yüzüne inmiş ve Mergen ile Tanrı Katilleri hakkında konuşmuş.

Bu tabi ki de dedikodudan ibaret olsa da Pala oldu olası asla Mergen’e ısınamamıştır. Sonunda diğer geçide geldiler. Pala kapıyı açtı ve büyük bir ışık gözünü aldı. Kendi dünyasında bu kadar güçlü bir ışık gücü yoktu. Aslına bakarsanız Karanlık Diyar’da Işık kaynağı diye bir şey yoktu. Gökyüzü sanki beyaza boyanmış gibiydi sadece geceleri  yıldızlar ve ay belli oluyordu.
Pala hala kolunu yüzüne tutuyordu.

“İçerdeyiz hala ? Burası çok sıcak çünkü.”
“Hayır Şaman, burası Ateş Krallığı.”
Pala yavaşça kolunu indirdi ve alabildiğince gördüğü tek şey gök yüzünden gelen bir ışık ile yer yüzünde serili olan kuru topraklar.

“Ustamı ne buraya getirdi ?”
“Bir adam ondan yardım istemiş” Bu sırada yürümeye başlamışlardı. At da onları takip ediyordu.
“Adamın adı ne ?”
“Abdul Rauf adında bir haşhaş.”
“Haşhaş, hmm, suikastçi yani.”
“Evet”
“Sebep neymiş ?”
“Bir kızı aradığını söyledi, evrenleri birbirine bağlayacak türden bir şeymiş.”
“Tür mü ?”
“Evet, önemli birisi her halde.”
“Her halde ?”
“Her şeyi bana anlatmadı Şaman, gidince kendisine sorarsın.” Bu laftan sonra Pala homurdandı ve bir daha soru sormadı. Bunlar Ela ile bağlantılı olabilir

............................................................................
Ela altıncı güne uyanmıştı. İlk günkü gibi bir enerjisi yoktu. Karanlık Diyar kapalı hava durumu ve suratsız devleri ile çekilemez hale gelmişti. Devler, evet ! Ela bir gün önce burada yaşayan yerli halkın bir dev türü olduğunu Ediz tarafından öğrenmişti. Normalde devleri daha büyük ve güçlü olduğunu sanan Ela bu kadar suratsız ve sadece kendisinden küçük canlılara kafa tutan varlıklar olduğunu görünce aslında ne kadar da iki yüzlü olduklarının çıkarımını yaptı.

Ediz’in anlattıklarına göre çok öncelerden devlerin cüsseleri göğe kadar yükseliyormuş, güçlü, onurlu canlılarmış fakat uzun süreden sonra bu diyarın Tanrısı Gök Tengri, devleri ve Devlerin Tanrısı Tepe Gözü kendisine tehdit olarak gördüğü için önce Tepe Gözü öldürmüş sonrasında ise devleri bu karamsar hava durumuna sahip, hep kış içinde olan Karanlık Diyar’a sürüklemiş.

Ela sabah ki günlük rutin işlerini hallederken Deli Necati’nin anlattığı diğer bir öğreti aklına  geldi.
Evrenleri yaratanlar aslında Beş Cadıydı. Gök Tengri ve bu devler nereden çıkmıştı anlam veremedi. Hatta bu Beş Cadı yüzünden yaratılan bu evrenlere düzen getirilmesi için Kaosun Elçileri ortaya çıkmıştı. Ela yine anlam veremedi ve kafasından bomba patladı. Fazla düşünmenin hep insanı deliliğe yada aptallığa sürdüğünü düşünürdü. Haklıydı da bunun en büyük örneği Deli Necati idi.


Ela aşağı inip yemeğini yedi, Ediz’e selam verdi ve kalın kıyafetlerini giyerek dışarı çıktı. Burada kaldığı süreçte parası olmadığı için Ediz’e günlük işlerde yardım ediyordu. Hayvanlara bakıyor, hanı temizliyor, arada bir Tanrı Katillerinin ve devlerin kusmasına sebep olacak yemekler yapıyordu. Sert bir rüzgar Ela’nın suratına çarptı ve Ela yere devrildi. Normalde bu tarz olaylarda hiçbir sakat hareket yapmayan Ela, Karanlık Diyar’ın havasından mı etkilendi suyundan mı şifa kaptı bilinmez çok hassas idi.

Ela tavuklara yem vermek için kümesin içine girdi. Birazcık olsa da kümesin içi sıcaktı. Ela iki elini birbirine sürterek ısınmaya çalıştı ama nafile hatta elleri soğuktan kesilme bile yaşadı. Ela hızlıca yemleri döktü. Dışarı çıkmak için kapıyı ittirdi fakat kapı açılmadı. Ela bir kez daha ittirdi ama kapı yerinden dahi oynamadı.

“Şaka falan yapıyorsun dimi ? İki saniyede burası donmuş olamaz !” Ela sakince nefes alıp kendisini kontrol ettikten sonra kapının kırık tarafından kilide doğru baktı. Soğuktan donmuştu.
“Şaka gibi ya ! Nasıl bir memleket arkadaş burası, Allah’ım Yarrabim anlam veremiyorum. Ne yapsam sıkıntı oluyor ya !”

Ela soğuktan kızarmış burnu ile hiç de sinirli gözükmüyordu. İki üç kere kapıyı tekmeledi ama nafile kapı yerinde dahi oynamadı. Ela uzun süredir kullanmadığı güçlerini kullanmak zorundaydı. Odaklandı ve bir güç topu oluşturup tüm kümesi havaya uçurdu. Tavuklar gıdaklayarak bir o yana bir öbür yana koşuşturdu. Ela ise gücün etkisi ile Kalim Hanı’nın penceresinden içeri giriş yaptı. Cam kırıldı ve Ela’da yere kapaklandı.

Tanrı Katilleri bir karakırma geldiğini sandığı için kılıçlarını çektiler. Çatık kaşlı Tanrı Katilleri Ela’ya bakakaldı.
Ela son güçlerini şu sözlerle sarf etti.
“Ulan birinizde gülün be.” Ela bayıldı.

7-8 saat sonra Ela uyandı. Kafasında büyük bir ağrı vardı. Sanki 10-15 kişi kafasını taşlamış ve sonrasında rahat bırakmak isterken yanlışlıkla kafasını ezip geçmişlerdi. Ela kafasında ki ağrının bu kadar şiddetli olmasına anlam veremedi. Deli Necati ile savaştığında bu kadar acı hissetmedi. Ela yataktan kalkmaya çalıştı fakat bacağını kontrol edemediği için tekrar yere kapaklandı. Morali bozulmuştu. Tam tamına 7-8 gündür buradaydı ve hiçbir gelişme yoktu. Gözlerinden yaş geldi. Saçlarını kesmiş olabilirdi fakat geçmişi kesme imkanı yoktu. Ömer’i Alarcın’ı hatta o kahpe dolandırıcı babasını bile özlemişti.

Normal bir insan evladıydı neden bunlar başına geliyordu anlam verememişti.
“Sen Geçidin Sultanı olacaksın.” dedi bir ses. Ela hızlıca kafasını çevirdi. İçinde ki üzüntü ve moral bozukluğu şimşek hızında kaybolup yerine endişe gelmişti. Fakat sesten sonra hiçbir şey olmadı. Bu lafı hatırlıyordu. Deli Necati ona böyle demişti. ‘Geçidin Sultanı’ fakat buna da anlam veremiyordu. Sıradan bir köylü kızı nasıl buralara gelebilirdi ? Kapı aralandı ve aradan Ediz’in kafası gözüktü.

“Nasılsın dünyalı Ela ?” yine o karizma olan gülümsemesini takındı.
“Bilmiyorum.” Ediz tatlı gülümsemesine devam ederek Ela’nın yatağına oturdu.
“Yerde daha mı rahatsın ? İstersen yatağını oraya yaptırabilirim.”
“Hayır, ben sadece…” Ela utandığı için devamını getirmedi.
“Gel otur.” Ela ayağa kalkmaya çalıştı fakat bacağı hala hissiz olduğu için kalkamadı. Ediz Ela’yı kollarından tuttuğu gibi yatağa oturttu. Ela’nın saçı yüzüne geldi.
“Konuşmak ister misin ?”
“Hangi konu hakkında ?” Ela saçını düzeltti.
“O patlama ile ilgili ?”

Ela Ediz’in yardımlarını göz önüne alınca güveneceğini hissetti fakat Deli Necati’nin artıkları hala vücudunda bir yara olarak duruyordu.
“Şimdi konuşmasak olur mu ?”
“Ayaklandığında kümesi inşa etmemize yardım edersen olur.”
“Kabul ediyorum.” Ela minik elini Ediz’e uzattı. Ediz tatlı bir gülümseme ile sıktı. Ediz tam kalkacağı sırada Ela konuştu.
“Şey, bir şey sorabilir miyim ?”
“Elbette.”
“Bana neden yardım ediyorsunuz ?”
Ediz boğazını temizledi.
“Şöyle düşün, Karanlık Diyar çok kötü bir yer olsa da burada iyiliklerin de olduğunu göstermeye çalışmak sence de güzel olmaz mı ? Herkes birbirine ihanet ediyor, arkasından konuşuyor, çıkarsız iş yapılmıyor. Evet bunu herkes yapıyor fakat benim bu tür insanlardan bir farkım olmalı. Benim karakterim buna izin vermez.”  Ela tam konuşacağı sırada Ediz sözünü kesti.
“Bir de seni bir yatırım olarak görüyorum bu yaptıkların elbette faturana yansıyacak, ehm! Önemli bir şey değil yav.”

Ela güldü. Ediz aşağı inmeden önce son kez Ela’ya tatlı gülümsemesini verdi.
“Teşekkür ederim.” Dedi Ela.

Karanlık Diyar Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin