Kalp akıl işi değildi. Kalbe söz geçiremezdin. Eğer sevdiyse, sevme diyemezsin. Dinlemezdi. Onu sevmek istememiştim ama en çok da onu sevmiştim. O ise beni hiç sevmemişti. Onun için çocukluğundan öylesine bir hatıraydım sadece.
Nazlı'ydım ben. Nazlı...
Ben geldim. Bu bölümü yazarken kafamda oluşan sahneler beni çıldırttı, bir an önce yazmak istedim lakin bitirmek istediğim yere hâlâ gelemedim. Çoook uzuyordu. O yüzden bölümü ikiye böldüm. Kalan kısmı da bugün bitirip yarın atmayı düşünüyorum.
Yarını bölümden sonra da bir süre Poyrazda Açan Çiçek yazacağım çünkü orada çok kritik bir yerde kaldım ve artık ona da odaklanmam gerekiyor.
Ben yazarken çok eğlendim. Siz de seversiniz umarım.
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
13. BÖLÜM- PART 1
Aşk bir hastalıktı. En belirgin özelliği de kalp sancısıydı. Acı çektirirdi ve herhangi bir tedavisi de yoktu. Kalpte başlardı bu hastalık, sonra da vücudunun her yerine sirayet ederdi. Onun seni sevip sevmemesi önemli değildi. O sevmiyor diye bulaşmaz değildi ya aşk. Gelir konardı sol köşenin en sancılı yerine, sonrası zaten bu duyguyla boğuşmaktan ibaret zehir zemberek bir ana dönüşürdü. Zihnimi ele geçirmiş gibi hissediyordum. Kurtulmak için çırpındıkça da altında eziliyordum. Onu unutmak için her yolu deniyordum ama olmuyordu. Aşk, unutulmazdı. Unutulsa zaten adı aşk olmazdı.
Ondan kaçtıkça kendini onda bulmaktı aşk. Bunu çok iyi öğrenmiştim. Çünkü kaçamıyordum ondan. Sağa dönüyordum, sola dönüyordum, ondan uzaklaşmak için her yolu deniyordum, sonra kendimi yine kolları arasında buluyordum. Gitmek istedikçe daha bir yapışıyordu sanki ayaklarım aşk denen bu merete. Bütün yollar ona çıkıyordu. Ve ben, o yolun sonundaki çıkmaz sokaktan dışarıya tek bir adım bile atamıyordum. Çünkü ona ait olan bu kalp, benden gelen hiçbir komutu dinlemiyordu. Seviyordu sadece öyle uzaktan, seviyordu öyle kıyamadan.
Aşk tek kişilik bir bilet. Filmin ortasında çıkıp gidemeyeceğin kadar ıstırap veren...
Yol boyunca somurtup durdum. Şu birkaç günde aramız gerçekten çok iyiydi. Onunla iletişimimiz gayet sağlıklı ilerliyordu. Tersleşmiyor, iki normal birey gibi konuşabiliyorduk. Ama Gökçe'yi tekrar görmek tüm moralimi çıktığı en tepeden alıp bir anda aşağı itmişti. Toparlanması için de ne yapacağımı bilmiyordum. O kızı sevmiyordum. Ve o, bir zamanlar onu seviyordu. Onun sevdiği birini görmek bana iyi gelmiyordu. Şu an sevmiyor olması moralimin bozulmasına engel değildi. Çünkü onu sevmişti. Benim yanımda, gözümün önünde el ele gezmişti. Beni görmemişti. Beni hiç görmemişti. Görmesi hiçbir zaman önemli olmamıştı kalbim için. Ne olursa olsun tutulmuştu o hastalığa; sevmişti onu, çok sevmişti ama O, çekip gitmişti.
Gökçe'yi görmek bana ona olan kızgınlığımı ve kırgınlığımı gün yüzüne çıkarıyordu her seferinde. Neden hâlâ geliyordu ki bu sokağa? Terslendiği halde sürekli gelmesi Emre'nin onu affetmeyeceği bir şey yaptığını gösteriyordu. Ne geçmişti aralarında? Bunu düşünmek bile beni öfkelendiriyordu. Hakkım yoktu belki ama elimden gelen bir şey de yoktu. Onu seviyordum.
"İçimi baydın, Nazlı?" diye söylendi Bensu. Ona sadece omuz silkip camdan dışarıyı izledim. Dağ yolundaydık. Her yer boy boy ağaçlarla kaplıydı. Tepeye çıktıkça hava giderek soğuyordu. Zaten ağaç tepelerinde hâlâ kar vardı. "Kimdi o kız? Bir anda moralin bozuldu. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı."
"O kendince sessizlik depresyonunda." Derin'in sesi oldukça bezgindi. "O salak kız yüzünden moralini bozduğu için daha sonra sövecek kendine."
Arkamı döndüğümde ona kaşlarımı çattım. Beni tanıması bazen sinirlerimi bozmuyor değildi. Ne dercesine kafasını salladığında sabır çekerek tekrar önüme döndüm.
"Biraz daha konuşmazsan kendimi keseceğim!" Bensu'nun uyarı dolu bakışları üzerimdeydi. Görmezden gelmek istedim ama beni daha sonra tekrar darlayacağını bildiğim için pes ederek nefesimi bıraktım.
"Emre'nin eski sevgilisiydi," dedim sonunda konuşarak. İkisi de ağzımı açtığım için şükür eder bir haldeydi. Bensu direksiyonu tutarken devam etmem için yandan bir bakış attı. "Ve ben o kızı görmeye dayanamıyorum."
"Eski sevgilisiyse niye geliyor evinin önüne kadar?" dedi Bensu kaşlarını çatarken. Keşke ben de bilseydim bunu. "Hem o çocuk kim? Hiç anlatmadın bana."
"Ne bileyim niye geliyor. Ayrıldıklarını da yeni öğrendim sayılır zaten." Aklıma tuvaletteki yaşadığım an gelince sinirden titredim yine. "Emre de... Çocukluk arkadaşım işte. Çok yakındık eskiden..." Eskiden kelimesi fazla keskin bir kelimeydi ve dudaklarımın arasından çıktıkça canımı yakıyordu.
Kafamı olumsuzca salladım. "O gitti," dedim, gitmesinin verdiği yarayı hâlâ üzerimden atamadığımı fark ettiğimde. "Dört yıl boyunca da gelmedi. Ondan onu hiç görmedin çevremde. Gitmeseydi muhtemelen etrafında dolaşan o geri zekâlı olarak kalırdım."
"Geri zekâlı olduğunu bilmen büyük bir gelişme," diye mırıldandı Derin arka koltukta telefonuyla biriyle mesajlaştığı sırada. Onu sallamayıp Bensu'ya döndüm tekrar. Merakla beni dinliyordu.
"Niye gitti?"
Dudaklarımı büzdüm. "Bilmiyorum."
"Bu geçenlerde moralinin bozuk olmasına neden olan çocuk muydu? Hani kavga ettik dediğin?" Kafamı olumlu anlamda salladım. "O dönemde moralimi bozan tek kişi kendisiydi."
"Peki şimdi?"
Derin homurdanır gibi oldu. "Aşk böceğine döndü yine," dediğinde kusacak gibiydi. "Neyse ki gördüklerim tek taraflı değil. Yoksa o çocuğu fena benzetirdim bu sefer."
"Saçmalamaz mısın artık!" Arkamı dönerken öfkeli şekilde ona bakıyordum. Sürekli bana böyle şeyler söyleyip durmamalıydı. Çünkü ümit etmek istemiyordum. Bunu bildiği halde devam ediyordu.
"Sen kör gözünü aç bence artık. Çocuk bayağı hoşlanıyor senden." Nefesini bıraktığında yüzünde sıkıldığını belli eden bir ifade vardı. "Gerçi o senden daha mal, farkında değil hâlâ."
"Bu konuda Derin'e hak veriyorum aşko." Gözlerimi açıp dudaklarımı araladığımda Bensu'ya sen de mi dercesine baktım. Tek elini havaya kaldırıp sallarken "çocuğu beş dakika kadar gördüm ama sana olan bakışları kendini ele veriyor," dedi. "Biz sokaktan uzaklaşınca direkt içeri girdi. Kızı da sokağın ortasında bıraktı, ki sen de gördün bunu."
"Öyle mi yaptı?" derken Derin'in sesi bayağı şaşkın çıkmıştı. "Aferin, gözüme girdi bu sefer."
"O kızla niye ayrıldı peki?" Cevabını bilmediğim bir soruydu. Dudaklarımı büzüp "Bilmiyorum," diye mırıldandım. "Dört yıl önce ikisi sevgiliydi. Sonra Emre gitti işte. Geldiklerinde kız da tekrar gelmeye başladı onun olduğu yerlere. Sonra bir öğreniyorum ayrılmışlar. Nedenini sormadım. Aslında bakarsan ben Emre'ye hiçbir şey sormadım. Ona o kadar kızgındım ki..." Soluğumu bırakırken bunun farkındalığını idrak etmeye çalıştım. Ben ona bu dört yılda neler yaptı, niye gitti gerçek anlamda hiç sormadım. "Onunla ilgili bir şey öğrenmek istemedim. Yakın olmam artık sandım. Uzaklaşır, kendi yolumdan devam ederim sandım ama..."