''Yapamıyorum!!!''
''Efsun biraz sakin olur musun? Daha çalışmaya başlayalı bir saat bile olmadı!''
''Senin tuzun kuru tabii!''
Elimde tuttuğum kalemi hırsla yere vurdum.
''Bak eğer benimle zıt gideceksen bu ders işi kalabilir...''
''Tamam be kanka... Sende hemen kızıyorsun.''
Efsun bana Shrek'teki kedi gibi alttan alttan bakıyordu ve bu kesinlikle işe yarıyordu. Tamam sinir bozucu bir yanı vardı ama gerçekten bir tarafı çok masumdu.
''Hadi gel baştan başlayalım. Ama anlamadığın anda bunu belirt ki boşu boşuna ilerlemiş olmayalım.''
Efsun usluca başını salladı ve bende dağılan saçlarımla beraber dikkatimi de topladım. Bunda Efsun'un evden getirdiği ve annesinin yaptığı patatesli gözlemelerin de büyük bir rolü vardı. Yerken tuhaf tuhaf sesler çıkarmamak için kendimi tutuyordum resmen.
Bir saat kadar ara vermeden çalışmaya devam ettik. Efsuna'a kızmam işe yaramışa benziyordu çünkü bu sefer daha dikkatliydi. Ayrıca sorduğum küçük sorulara da doğru cevap veriyordu.
''İyisin!'' dedim motive eden bir tonda.
''Değilim...''
''Anlamadım?''
''Daha bir saat oldu. Konunun başındayız. Erkenden sevinmemek gerek.''
''Efsun sen manyak mısın? Konunun başını anlamıyor da olabilirdin. Konunun başını anlamazsan ortasını hiç anlamazsın hele hele sonunu hiç getiremezsin. Sonra ne olur? Konuyu anlamamış olursun.''
Efsun geriye yaslanıp kollarını bağladı.
''Özgüvensizlik yapıyorsun. Birazcık kendine güvenir misin?''
''Özgüvensiz değilim ben!''
''O zaman ne diye kendini küçümsüyorsun ki?''
''Senin için söylemesi kolay!''
Çizgi film karakterleri gibi gözlerimin çizgi haline geldiğinden ve ağzımın kocaman olduğundan emindim.
''Yineee yaptın işteeee!''
''Tamam be bağırma!''
Oturduğum sandalyeyi geriye itip ayaklandım.
''Küstün mü?''
''Çocuk değilim!''
''Kanka valla kusura bakma. Bunlar hep sınav gerginliği. Yoksa seni kıskandığım falan yok.''
''Öyle bir şey yapıyorsun demedim. Gergin olduğunun farkındayım.''
Efsun gergin, hiperaktif veya biraz asabi olabilirdi ama kıskanç birisi asla değildi. Bunu gözlerine bakan kolayca anlayabilirdi.
''Nereye o zaman?''
''Kantine gideceğim. Bir şey ister misin?''
Efsun akıllı bir çocuk gibi başını hayır dercesine salladı.
Üst kata çıkmak için merdivenlere yöneldim. Öğleden sonra yapılan derslerinin bitmesine bir saat kalmıştı. Çok acıkmıştım. Canım devasa şekerli şeyler çekiyordu. Ve çilekli! Çilek benim hassas noktamdı.
Koşa koşa kantine gittim ve sakin olduğunu görünce sevindim. Sıra yoktu. Zaten kocaman kantinde sadece üç beş kişi oturuyordu.
''MERHABA!'' dedim ama sanırım biraz fazla bağırmıştım.
''Hahh geldi bizim deli kız!'' bu pos bıyıklı kantinciydi. Dediğini duymamış gibi yaptım fakat aslında bu hoşuma gitmişti. Okulda ikinci haftamdı ve birilerinin beni kabullenmiş olması gerçekten içime su serpiyordu.
''Abi çilekli topkek, çilekli süt ve çilekli bisküvi alabilir miyim?''
''Çilekli su da vereyim mi abisi?''
''Anlamadım?''
Pos bıyık bana söylediklerimi verirken ben kaşlarımı çatmış ona bakıyordum.
''Ne yapacaksın kız bu kadar çilekli şeyi?''
''Yicemmm!'' dedim uzatarak.
''Ağır gelmesin!''
''Gelmez pos bıyık gelmez! Sen bu bünyenin yediklerini bilsen bunun ne kadar hafif olduğunu anlarsın.''
''Ne dedin sen?'' sırıttım.
''Pos bıyık dedim. Sen bana deli kız derken oluyor da ben sana neden pos bıyık diyemiyorum?''
Önce şaşıran kantince daha sonra kahkaha attı!
''Demek pos bıyık! Öyle olsun bakalım.''
Aldığım zaferle omuzlarım kalkarken parayı ödedim ve abur cuburları kucaklayıp Efsun'un yanına dönmek için hızlı hızlı hareket etmeye başladım. Fakat o kadar acıkmıştım ki keki bekleyemeyip yiyecektim sanırım. Paketi bir hışımla açtım ama daha ağzıma götüremeden birisi bana çarptı. Kek de olduğu gibi yere kapaklandı! O mükemmel jölesi pisliğe bulanmıştı.
''Yaa ne yaptın sen?''
''Özür dilerim!''
Kafamı kaldırır kaldırmaz bana çarpanın Ceyhun olduğunu gördüm. ''Hadi yine iyisin... Tam bir romantik komedi'' bunu söyleyen iç sesimdi ama ona hızlıca düşünce yolu ile karşılık verdim. ''Kes sesini! Ayrıca bizden olsa olsa ibretlik töre dizisi olur. İki kadın bir adam misali...''
''Önemli değil!'' dedim ve kaçacakken Ceyhun bunu yapmama izin vermedi.
''Nereye?''
''Efsun'la ders çalışıyoruz.''
''Anladım. Efsun'a söyler misin mesajlarına baksın.''
Ne söyleyecektim?
Ulan son çıkarımlarıma göre Efsun'la bunun arasında hiçbir şey yoktu! Bu çocuk bana tatlı tatlı bakmamış mıydı? Hatta ben hayali gamzesi olduğunu bile görmüştüm! Şimdi nasıl olur da bana bunu söylerdi. Bak ciddi ciddi töre dizilerine bağlayıp ''Bizim töremizde bu yohhturrr!'' diye bağıracaktım.''Söyleyemem!''
''Neden?'' Ceyhun şaşkın şaşkın bakıyordu.
''Nerede olduğunu bilmiyorum da ondan. Git kendin bul!''
''Zehra sen iyi misin? Az önce dedin ya yanına gidiyorum diye.''
''Vazgeçtim.''
''Hay Allahım! Kek yüzünden mi sinir oldun bana? Altı üstü çilekli bir kek. Gidip alırım.''
''Senden kek isteyen olmadı. Altı üstü çilekli bir kekmiş! Benim kekim olsa olsa çileli olur! Bakma bana öyle iletiriz sevgili Efsun'a pek önemli mesajını...''
Çalımlı çalımlı arkamı döndüm ve sinirle soluyarak ve söylenerek alt kata indim. Kesin ben yanlış anlamıştım! Bu çocuk kesin Efsun'dan hoşlanıyordu.
''Eyy Allahım neden bana böyle bir çile nasip ettin ki? Birini sağıma birini soluma koydun her iki yana da dönemiyorum...''
Ben bağırarak merdivenlerden indiğim için Efsun'un dikkatini çekmişti.