~4.Bölüm~

2.9K 353 65
                                    

Nefes sesim... Bu ürkütücü kütüphaneye hayat veriyordu. Ne zamandan beri bu aşkla baktığım kütüphane bana ürkütücü gelmeye başlamıştı?

Karanlık... Odanın içerisindeki zifiri karanlık bana korku veriyordu. Korkumun asıl sebebi bu siyahımsılık mıydı? Asla, içimdeki tarifsiz duygunun sebebi kapının ardındaki milyonlarca yaşamdı.

Orada, tam karşımdaki kapının ardında birbirinden farklı hayatlar, karakterler varken korkmamam imkansızında ötesindeydi.

Kolumdaki saatin kaç gösterdiğini odanın karanlık oluşundan ötürü göremiyorum. Kırmızı çantamı tozlu zemin üzerinde sürükleyerek elime aldım. Sessiz hareketlerle ayağa kalkarken nefes alış veriş sesim odanın içerisini dolduruyordu.
Biliyorum, yakalanmamak için sessiz olmam gerekiyor ancak bunu başaramıyorum. Kalbim deli gibi atarken yüksek çıkan nefes sesime engel olamıyorum.

Yukarı kayan elbisemi üzerimde düzeltmemin ardından kapıya yaklaşıyorum. Kapının soğuk kolunu tuttuğum an duraksıyorum.
Boş kütüphanenin kalbini dinlemek için birkaç saniye kendime tanıyorum.

Kolu sıkıca kavradıktan sonra aşağıya indiriyorum, kapı ardına kadar açılırken minik bir gıcırdama yankılanıyor boş kütüphanenin içinde.

Güvenlikçi Arif Bey, yaklaşık bir saat önce kütüphaneyi terk ettiğinden beri hiçbir ses kırıntısı yayılmamıştı etrafta; taa ki ben kapıyı açana kadar.

Çıktığım küçük odanın kapısını kapatmaya tenezzül etmeden birkaç adım atıyorum. Zemine değen adımlarım o kadar narin ki sanki bu kütüphaneyi incitmek istemezmiş gibi bir gayeleri var.

Karanlık kütüphanenin ahşap kitaplıkları arasında yavaş adımlarla ilerlerken ürktüğümü hissediyorum. Zifiri karanlıktan dolayı hiçbir şey görmemek beni ürkütüyordu.

Hedefim giriş katının orta alanına ilerleyip tavandan yansıyan dolunayın ışığında huzuru bulmaktı. Ancak bu arzumu gerçekleştirebilmem için karanlık rafların arasından geçmem gerekiyordu.

Kitaplıkların oluşturduğu koridorlardan geçtikten sonra dolunayın ahenkle etrafta ışıldayan parlaklığı gözüme ilişti. Yavaş adımlarımı hızlandırdığımda adım seslerim eski kütüphanenin ruhunda yankılanmaya başlamıştı.

Orta alana neredeyse ulaşmama rakam kalmışken bacağımın bir şeye çarpması sonucu yüzeyi çiziklerle kaplı zemine yüzüstü düştüm.

Düşerken dolgun dudaklarımın arasından kaçan çığırış sesi, yere düşmemle çıkan patırtı sesi ile karışması aynı anda olmuştu.

Kafamı havaya kaldırdım, sonra da yüzümün önünü kapatan kestane renkli kıvırcık saçlarımı yüzümün hizasından çekerek arkaya doğru iteledim. Karanlığın içine nefret dolu bakışlarımla bakarken çarptığım şeyin sonuna ne olduğunu idrak edebilmiştim.

Kitap arabası...

Arif Bey, kitap arabasını yolun ortasından çekmeyi unutmuş. Ah ne güzel, diye nefretle homurdandım.

Sızlayan bacağımı karnıma doğru çekip ayağa kalkmaya yeltendigim an bir ses işittim. Bu ses kulaklarımı dolduracağı yere tam aksine kalbimi doldurmuştu.

"Canın acımadı ya?"

Rafların Arasında | TAMAMLANDIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin