🌸 olmuyor işte, ne için bu çaba? 桜

3.5K 221 100
                                    

"Gittin.
Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
      Şimdi biz neyiz biliyor musun?
      Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
      Birbirine uzanamayan
      Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
      Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz."



ANGST

İkimiz de bu kanlı savaşta askerdik ama farklı cephelerdeydik. Ben topraklarımı savunmaya çalıştıkça, o işgal için diretiyordu. Belirsiz bir boşluğun içerisinde dalından kopmuş iki ölü yaprak gibi süzülüyorduk ama buluşacağımız yerler farklıydı. Biz farklıydık.

Kolyeyi boynuma geri bıraktıktan sonra üzgün gözlerle bana bakmayı sürdürdü. Ona diyebileceğim şeyler kısıtlıydı, ona vaat edebileceğim güzel günlerse çoktan mazide kalmıştı. Aynı sayfaya bakıp farklı şiirler okuyorduk artık. Sayfalarımız da, satırlarımız da değişmiş, dünyalarımız birbirinden kopmuştu.

Jimin kirpiklerine konuk olan ay ışığını gölgeler halinde yanaklarına düşürürken bana doğru yaklaştı. Her saniye kalbim yerinden çıkacakmış gibi atarken, ruhum bir kapana kısılmıştı. Saklandığım en ücra köşelerde dahi bulup çekiyordu beni Park Jimin. Ona kapılmak yeterince yaralayıcı değilmiş gibi, bir de üzerine emek harcaması beni çıldırtıyordu.

O bana yaklaştıkça ruhen uzaklaştım o andan. Dudaklarımız arasındaki mesafeyi bir soluğa indirgeyinceye kadar aştı sınırlarımı. İşgal için her şeyi hazırdı ama ben değildim. Yine de kibar bir askerdi Jimin, sabırla izin bekledi benden ama umutsuz biriydi.

"Kiraz çiçeği." diye fısıldadı dudaklarımın üzerine. "Yeniden biz olamaz mıyız?"

Gücüm bataryası bozulan bir telefon gibi hızla geri sayım yapıp sıfıra yaklaşıyor, bana ayrılan vakit doluyordu. Uçurumdan atlayıp, bir dal parçasına tutunmuş gibiydim ama el uzatanım yine oydu. Korkuyordum. Acı çekmekten, onu tekrar ve tekrar kaybetmekten, en kötüsü de hiç eksilmeyen aşkla baktığım gözlerine hiçbir şey yaşanmamış gibi gülünç bir yalanla bakmaktan ölesiye korkuyordum.

Keşke her şey "Haydi tekrar birlikte olalım." deyip, eskisi gibi yaşamak kadar kolay olsaydı, ama olmuyordu işte. Asla kalp kırıklarını tamir edemiyorduk. Asla solmuş bir çiçeği eskisi gibi canlandıramıyorduk. Bir şekilde kaçıveriyordu şans elimizden. Ya suyu çok kaçırıyorduk, ya da onu kurutuyorduk.

Sesim içimdeki gürültüye rağmen çıkmayınca gözlerini içinde kendi yansımamı göreceğim kadar dikkatle bana sabitledi. Ona böylesine yakından bakarken, özlemimin bunca zaman beni nasıl yaşattığına akıl sır erdiremedim. O an, gözünden akıp giden küçük bir damla çenesinden aşağı doğru süzüldü. Daha çok eğildi ve dudaklarımızın arasındaki mesafeyi sıfıra indirerek buluşturdu iki düşmanı. Birbirini delicesine seven ama asla birlikte yapamayan iki düşmanı.

Kalbim hem heyecandan hem de korkudan hızla çarparken, derin bir suda boğuluyormuş gibi çaresizdim. Hayatımın ipleri ellerimden kayıp gidiyor, bu şanssız aşkın kurbanı oluyordum. Farkına varamamıştım henüz ama ben onun her zerresinde kayboluyordum. Kendimi tanımayıncaya kadar, ona karışıyordum.

Sadece birkaç saniye sonra göğsüne yerleştirdiğim ellerimle onu itip dudaklarımızı ayırdığımda hüzünle baktı gözlerimin en derinine, baktım ben de gözlerindeki o kızgın isyana. Ona yenilmenin eşiğindeyken, son hamlemi yaptığımın henüz farkına varmış gibi afallamıştı.

cherry blossom | pjm Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin